Zihinsel Coğrafya

Yazının bilgileri

İlk Özgürler sitesinde, “Zihinsel Coğrafya” adlı metni okuyorsunuz.

Yayın tarihi: 10.4.08 / 11am

Zihinsel Coğrafya

Her şeyi, özellikle de yazmayı yalnız yaşıyoruz.

Sözcükler var, anlamlar ve biz varız, bunun diğer insanlarla gireceği ilişki çok anlaşılır değil. Kaldı ki şu anda burada yazarken artık, yazdığım kitabın sadece bana ait olduğunu düşünmüyorum.

Benim; bir şekilde böyle anladığım bir an vardı ve bu ana dair, yazmaktan başka hiçbir çare bulamadım. Yazmaya başlamadan önce, uzun süre anlatma yoluna başvurdum “şöyle olsa, böyle olsa nasıl olur” gibi.

Hiç unutmuyorum; 1993 yılıydı: Sevgilimle Taksim’den Avcılar’a gidiyoruz otobüsle, aklımdan geçenleri anlatmaya kendimi öyle kaptırmıştım ki, bağırarak anlatıyordum, otobüsten inmek zorunda kaldık, çünkü anlatmaktan alıkoyamıyorum kendimi ve ben sonrasında da, sokağın ortasında olmayacak derecede yüksek bir sesle: “Afrika’da hiç aç insan kalmayabilir” diye bağırıyorum. Ama o kadar anlık bir şey ki bu, bütün bilginizin, algınızın üzerinize çöktüğü bir an.

Şuraya gelmek istiyorum; bir açmaz yaşadım, bu kitap dünya haritasını kullanıyor. Diyor ki: Amerika var, İzmir var, falan falan. Bilindik anlamda hiçbir zihinsel coğrafyayı kullanmıyorum. Fantastik bir roman yazmış olsaydım, oturup Orta Dünya’dan bahsedebilirdim; çünkü elimde bilgi var, referans var. Zaten bol miktarda büyücülerle, iyilerle, kötülerle, adalarla, ejderhalarla ilgili yazılmış.

Ben ise yazacağım kitapta kötüye yer vermek istemiyordum ve inanın, kötünün yer almadığı bir öykü yazmak çok zor. Karşıtlıkları ortadan kaldırıp bir öykü kurmaya çalışıyorsunuz. Benim yazdığım metni, bir kitap yapma açısından, yıllarca uğraşacak kadar önemsemiş olmamın nedeni de bu kurgudur.

Başka bir açmaza değinecek olursam, bu da kullandığımız kavramların herkes için farklı anlamlar taşımasıdır. Örneğin, gidip birilerinden özgürlük talep ediyorsun…

Birisi bize gelip de: “Artık sen özgürsün” derse, ona soracağımız ilk soru: “Beni ne zaman esir almıştın ki, özgürlüğümü geri veriyorsun?” olmalıdır. Belli bir açıdan bakıldığında, her tür özgürlük talebiyle bizler egemenleri ve onların egemenliklerinin kaynağını onaylamış oluyoruz.

Kitaba dönecek olursak, bu kitabı bir yanıtlar kitabı olarak da yazmaya çalışmadım. Kitapta herhangi bir fikrin çok doğru olduğu iddiasına rastlayamazsınız. Daha çok soruları oluşturmaya, hepimizin üzerine bir fikir geliştirebileceği bir zemin oluşturmaya çalıştım: Arka plan bu olmak koşuluyla… Nedir burada arka plan derseniz, örneğin, artı değerin olmaması, kitapta artı değer kavramıyla karşılaşmazsınız ama tarihte hiçbir kitap da kendisini artı değerden soyutlayamamıştır belki bunu yapamazdılar da.

Kitabın arka planında kalan bir tezdir bu soru “artı değerin olmadığı bir dünya, nasıl bir dünyadır?”

Bir öyküde her zaman katmanlar vardır, kişiler kurarsınız örneğin Tekin, Yurdanur… Ve burada bu kişiler arasında geçen hoş veya hoş olmayan olayların ön plana çıkmasının önemi olduğunu pek düşünmüyorum, kaldı ki hepimiz benzer şeyler yaşamışızdır ama öyle bir dünyanın nasıl kurulduğu ve kendisini devam ettirdiği çok daha önemlidir.

İki kaldırımı söküp yeniden yapmaya kalktıklarında koca bir kent birden tıkanabiliyor ama; o dünyada on bir milyon insanın içinde yaşadığı dört yüz katlı gökdelenler yapılmış, önemli olan bu dünyanın nasıl kurulduğu sorusudur.

solmenu
kapak

Üçüncü Binyıl Öyküleri üst başlığını taşıyan roman dizisinin 1. kitabı İlk Özgürler.
1995 yılında yazılmaya başlandı, 2000 yılı Temmuz ayında yayınlandı.
Yeni basım hazırlanıyor.