<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>İlk Özgürler</title>
	<atom:link href="http://www.ilkozgurler.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilkozgurler.net</link>
	<description>Geleceğin Arkeolojisi...</description>
	<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 08:39:00 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Zihinsel Coğrafya</title>
		<link>http://www.ilkozgurler.net/zihinsel-cografya/</link>
		<comments>http://www.ilkozgurler.net/zihinsel-cografya/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Oct 2008 08:08:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Murat Şermet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kitap Söyleşisi]]></category>

		<category><![CDATA[artı değer]]></category>

		<category><![CDATA[gerçek dünya]]></category>

		<category><![CDATA[zihinsel coğrafya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkozgurler.net/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyi, özellikle de yazmayı yalnız yaşıyoruz.
Sözcükler var, anlamlar ve biz varız, bunun diğer insanlarla gireceği ilişki çok anlaşılır değil. Kaldı ki şu anda burada yazarken artık, yazdığım kitabın sadece bana ait olduğunu düşünmüyorum.
Benim; bir şekilde böyle anladığım bir an vardı ve bu ana dair, yazmaktan başka hiçbir çare bulamadım. Yazmaya başlamadan önce, uzun süre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her şeyi, özellikle de yazmayı yalnız yaşıyoruz.</p>
<p>Sözcükler var, anlamlar ve biz varız, bunun diğer insanlarla gireceği ilişki çok anlaşılır değil. Kaldı ki şu anda burada yazarken artık, yazdığım kitabın sadece bana ait olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p>Benim; bir şekilde böyle anladığım bir an vardı ve bu ana dair, yazmaktan başka hiçbir çare bulamadım. Yazmaya başlamadan önce, uzun süre anlatma yoluna başvurdum “şöyle olsa, böyle olsa nasıl olur” gibi.</p>
<p>Hiç unutmuyorum; 1993 yılıydı: Sevgilimle Taksim&#8217;den Avcılar&#8217;a gidiyoruz otobüsle, aklımdan geçenleri anlatmaya kendimi öyle kaptırmıştım ki, bağırarak anlatıyordum, otobüsten inmek zorunda kaldık, çünkü anlatmaktan alıkoyamıyorum kendimi ve ben sonrasında da, sokağın ortasında olmayacak derecede yüksek bir sesle: &#8220;Afrika&#8217;da hiç aç insan kalmayabilir&#8221; diye bağırıyorum. Ama o kadar anlık bir şey ki bu, bütün bilginizin, algınızın üzerinize çöktüğü bir an.</p>
<p>Şuraya gelmek istiyorum; bir açmaz yaşadım, bu kitap dünya haritasını kullanıyor. Diyor ki: Amerika var, İzmir var, falan falan. Bilindik anlamda hiçbir zihinsel coğrafyayı kullanmıyorum. Fantastik bir roman yazmış olsaydım, oturup Orta Dünya&#8217;dan bahsedebilirdim; çünkü elimde bilgi var, referans var. Zaten bol miktarda büyücülerle, iyilerle, kötülerle, adalarla, ejderhalarla ilgili yazılmış.</p>
<p>Ben ise yazacağım kitapta kötüye yer vermek istemiyordum ve inanın, <strong>kötü</strong>nün yer almadığı bir öykü yazmak çok zor. Karşıtlıkları ortadan kaldırıp bir öykü kurmaya çalışıyorsunuz. Benim yazdığım metni, bir kitap yapma açısından, yıllarca uğraşacak kadar önemsemiş olmamın nedeni de bu kurgudur.</p>
<p>Başka bir açmaza değinecek olursam, bu da kullandığımız kavramların herkes için farklı anlamlar taşımasıdır. Örneğin, gidip birilerinden özgürlük talep ediyorsun&#8230;</p>
<p>Birisi bize gelip de: “Artık sen özgürsün” derse, ona soracağımız ilk soru: “Beni ne zaman esir almıştın ki, özgürlüğümü geri veriyorsun?” olmalıdır. Belli bir açıdan bakıldığında, her tür özgürlük talebiyle bizler egemenleri ve onların egemenliklerinin kaynağını onaylamış oluyoruz.</p>
<p>Kitaba dönecek olursak, bu kitabı bir yanıtlar kitabı olarak da yazmaya çalışmadım. Kitapta herhangi bir fikrin çok doğru olduğu iddiasına rastlayamazsınız. Daha çok soruları oluşturmaya, hepimizin üzerine bir fikir geliştirebileceği bir zemin oluşturmaya çalıştım: Arka plan bu olmak koşuluyla&#8230; Nedir burada arka plan derseniz, örneğin, artı değerin olmaması, kitapta artı değer kavramıyla karşılaşmazsınız ama tarihte hiçbir kitap da kendisini artı değerden soyutlayamamıştır belki bunu yapamazdılar da.</p>
<p>Kitabın arka planında kalan bir tezdir bu soru “artı değerin olmadığı bir dünya, nasıl bir dünyadır?”</p>
<p>Bir öyküde her zaman katmanlar vardır, kişiler kurarsınız örneğin Tekin, Yurdanur… Ve burada bu kişiler arasında geçen hoş veya hoş olmayan olayların ön plana çıkmasının önemi olduğunu pek düşünmüyorum, kaldı ki hepimiz benzer şeyler yaşamışızdır ama öyle bir dünyanın nasıl kurulduğu ve kendisini devam ettirdiği çok daha önemlidir.</p>
<p>İki kaldırımı söküp yeniden yapmaya kalktıklarında koca bir kent birden tıkanabiliyor ama; o dünyada on bir milyon insanın içinde yaşadığı dört yüz katlı gökdelenler yapılmış, önemli olan bu dünyanın nasıl kurulduğu sorusudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkozgurler.net/zihinsel-cografya/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Saat Kulesi ve Emre Seçkin</title>
		<link>http://www.ilkozgurler.net/saat-kulesi-ve-emre-seckin/</link>
		<comments>http://www.ilkozgurler.net/saat-kulesi-ve-emre-seckin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2008 03:27:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Murat Şermet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Detaylar]]></category>

		<category><![CDATA[emre seçkin]]></category>

		<category><![CDATA[saat kulesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkozgurler.net/blog/2008/08/09/saat-kulesi/</guid>
		<description><![CDATA[İzmir Saat Kulesi, kitapta önemli bir buluşma noktası, hatta kitap Saat Kulesi&#8217;nin altında verilen bir randevuyla başlıyor. Yıl 2083. Tabii ki güzeller güzeli Saat Kulesi sapasağlam yerinde duruyor.
1996 yılında Emre&#8217;yle tanışıyoruz, o zamanlar genç, meraklı, yetenekli bir adam. Tabii şimdi de genç, meraklı, yetenekli; ama o günler farklıydı, ne de olsa 20. yüzyıldaydık daha. Ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="saat_kulesi2" rel="lightbox[pics13]" href="http://www.ilkozgurler.net/wp-content/uploads/2008/08/saat_kulesi2.jpg"><img class="attachment wp-att-28 alignright" src="http://www.ilkozgurler.net/wp-content/uploads/2008/08/saat_kulesi2.jpg" alt="saat_kulesi2" width="301" height="235" /></a>İzmir Saat Kulesi, kitapta önemli bir buluşma noktası, hatta kitap Saat Kulesi&#8217;nin altında verilen bir randevuyla başlıyor. Yıl 2083. Tabii ki güzeller güzeli Saat Kulesi sapasağlam yerinde duruyor.</p>
<p>1996 yılında Emre&#8217;yle tanışıyoruz, o zamanlar genç, meraklı, yetenekli bir adam. Tabii şimdi de genç, meraklı, yetenekli; ama o günler farklıydı, ne de olsa 20. yüzyıldaydık daha. Ben Emre&#8217;nin üç boyutlu modelleme ile ilgilendiğini öğreniyorum ve bunun üzerine konuşuyoruz.</p>
<p>Tanıştığımız yer, İzmir&#8217;de bir müzik kayıt stüdyosu. O sıralar hayatımın en kararlı ama en çok acı çektiğim dönemindeyim ve <a href="http://www.kharoon.net" target="_blank">Ölülerin Kayıkçısı</a> projesini kimbilir kaçıncı kez yürütmeye çalışıyorum. Genç arkadaşlarımla, hayatın içinde akıp gidiyorum ve bu arada yazdıklarımı şarkı yapıyorum&#8230; O kadar anlık ve doğal ki herşey; sonradan <strong>Karşılaşmalar</strong> oluyor adı albümün.</p>
<p>Neyse, biz Emre ve kitaba dönelim: Stüdyoya kayıtlara gittikçe Emre&#8217;ye yazdığım kitaplardan sözediyorum, modelleme gerekebileceği üzerine konuşuyoruz, Emre bana yaptığı çalışmaları gösteriyor, çok beğeniyorum ve 3D modelleri onun yapması hakkında konuşuyoruz, ama bu konuşma kendiliğinden birşey&#8230; Ne var ki, ikimiz de bunu unutmuyoruz, ama arada uzun süre de görüşemiyoruz; çünkü, albüm çalışması yarım kalıyor ve ben İstanbul&#8217;a geri dönüyorum.</p>
<p>1998 yılında, günlerden birgün, Beyoğlu&#8217;ndaki Atlas sinemasının bulunduğu pasaja giriyorum, yanımda sevgilim var ve son birkaç gündür bitmekte olan kitaptan (İlk Özgürler) konuşuyoruz ve ben ikide birde Emre&#8217;den sözediyorum, onu nasıl bulabileceğim üzerine kafa yoruyorum bir yandan da&#8230;</p>
<p>Yine Emre&#8217;den sözederek pasaja giriyoruz: Ve Emre orada duruyor, evet, orada&#8230;</p>
<p>Böylece Emre&#8217;yle kitapla ilgili modellemeler için çalışmaya başlıyoruz, geceler ve günler boyunca.</p>
<p>Bir sürü sahne, bir sürü model yapıyoruz: İşte bu saat kulesi modellemesi de onlardan biri.</p>
<p align="left">
<p align="left">
<p align="left">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkozgurler.net/saat-kulesi-ve-emre-seckin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kendine Bir Günlük Hayat Yaratmak</title>
		<link>http://www.ilkozgurler.net/kendine-bir-gunluk-hayat-yaratmak/</link>
		<comments>http://www.ilkozgurler.net/kendine-bir-gunluk-hayat-yaratmak/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2008 11:10:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Murat Şermet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Okumalar]]></category>

		<category><![CDATA[adorno]]></category>

		<category><![CDATA[günlük hayat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkozgurler.net/blog/2008/08/07/kendine-bir-gunluk-hayat-yaratmak/</guid>
		<description><![CDATA[Anımsadığım gibi: Kitaptan nasıl haberim olduğunu anımsamıyorum, ama aklıma geldiği an, sabahın erken saatlerinde, hemen evimin yan sokaklarından birindeki kitabevine yollandığımı anımsıyorum ve çok yorgundum üstelik.
Kitabevine hızla girerek, doğrudan kitabın adını söylüyorum: &#8220;Minima Moralia&#8221;.
Elimde, kitabın tam parası var, kitabı alıp parayı veriyor ve arkama bakmadan çıkıp, nefes nefese eve geliyorum: Sebep?
Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum; çünkü Almanca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anımsadığım gibi: Kitaptan nasıl haberim olduğunu anımsamıyorum, ama aklıma geldiği an, sabahın erken saatlerinde, hemen evimin yan sokaklarından birindeki kitabevine yollandığımı anımsıyorum ve çok yorgundum üstelik.</p>
<p>Kitabevine hızla girerek, doğrudan kitabın adını söylüyorum: &#8220;Minima Moralia&#8221;.</p>
<p>Elimde, kitabın tam parası var, kitabı alıp parayı veriyor ve arkama bakmadan çıkıp, nefes nefese eve geliyorum: Sebep?<br />
Bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum; çünkü Almanca da bilmiyorum, bilseydim Adorno&#8217;nun yazdıklarını okurdum zaten bu zamana kadar, Adorno&#8217;nun Türkçe yayınlanan ilk kitabı.</p>
<p>Kitabı yutar gibi okuyorum, anlamak derdinde değilim, başka türlü bakmanın ve düşünmenin izlerini sürüyorum&#8230;</p>
<p>Bir cambazı, sihirbazı ya da dansçıyı izlerken onun bunu nasıl başardığını ve yaptıklarını yaparken ne düşündüğünü bilmeyiz, ama içimizi ısıtan bir şey vardır orda, şaşkınlıktan da pay almıştır belki, ama sürprizler de önemli.</p>
<p>Sonuçta yıllar sonra kitaptan hiçbirşey anımsamıyorum neredeyse; şu hariç: &#8220;Bir insan için en zoru, kendine; içinde mutlu bir biçimde varolabileceği bir günlük hayat yaratabilmektir&#8221; diyordu Adorno: &#8220;Ama bundan da zoru ve asıl başarı, eğer günlük hayatı kurabilirse, bu başarıyı bir ideoloji haline getirip başka insanların hayatına kakmamayı başarabilmektir&#8221;.</p>
<p>Theodor W. Adorno<br />
Minima Moralia<br />
Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar<br />
Özgün adı: Minima Moralia<br />
Reflexionen aus dem Beschadigten Leben<br />
Çeviri: Orhan Koçak, Ahmet Doğukan<br />
Yayına Hazırlayan: Müge Gürsoy Sökmen, Garo Antikacıoğlu<br />
Kapak Fotoğrafı: Ilse Mayer-Gehkren<br />
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen<br />
Kitabın Baskıları: İlk Basım: Ekim 1998 - 5. Basım: Ekim 2007</p>
<p>Minima Moralia, Adorno&#8217;nun başyapıtıdır. İlgilendiği bütün alanları bu kitapta -bazen birkaç sayfalık tek bir fragman içinde- bir araya getirmiştir: Felsefe, günlük yaşam, siyaset ve işçi hareketinin tarihi, edebiyat ve müzik, psikoloji, Faşizm, ırkçılık ve savaş. Bir polemik kitabı olarak da görülebilir: Bütün bu konuları, karşılarında eleştirel bir tutum aldığı düşünce sistemleriyle (örneğin varoluşçuluk veya psikanaliz) ve Heidegger gibi düşünürlerle kimi zaman açık kimi zaman örtük bir tartışma içinde işlemektedir. Adorno&#8217;nun kendine özgü yöntemi de bu kitapta en güçlü ifadesini bulur: İlk bakışta önemsiz görünebilen tek bir olay ya da nesne (örneğin astroloji) Adorno&#8217;nun merceği altında, büyük tarihsel eğilimleri açıklayan bir şifre olarak belirmektedir.<br />
Sunuş yazısında kendisi şöyle diyor: &#8220;Kitabın her üç bölümünde de çıkış noktası, en dar haliyle özel alandır&#8230; Buradan toplumsal ve antropolojik boyutları daha belirgin olan düşüncelere geçilir; bunlar, psikoloji, estetik ve özneyle ilişkisi içinde bilimle ilgilidir. Her bölümün sonundaki aforizmalar da, bu düşünceleri felsefeye doğru geliştirir.&#8221; Ama bu parçalar kitabına herhangi bir yerinden girmek de mümkündür: Amacının &#8220;her noktası merkeze aynı uzaklıkta olan bir yazıya&#8221; ulaşmak olduğunu yine bu kitabın bir yerinde Adorno&#8217;nun kendisi söylemiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkozgurler.net/kendine-bir-gunluk-hayat-yaratmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Arkeolojisi</title>
		<link>http://www.ilkozgurler.net/gelecegin-arkeolojisi/</link>
		<comments>http://www.ilkozgurler.net/gelecegin-arkeolojisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 11:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Murat Şermet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaklaşımlar]]></category>

		<category><![CDATA[geleceğin arkeolojisi]]></category>

		<category><![CDATA[Gelecek Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkozgurler.net/blog/2008/08/06/gelecegin-arkeolojisi/</guid>
		<description><![CDATA[Tarihsel süreç sonuçta, kullandığımız araçların ve sonuçların izini doğru sürmekle anlaşılabilir oluyor, bu yüzden &#8220;karasaban bize bir başka toplumu, çelik iğ bir başka toplumu&#8221; vermektedir zaten. İleride olma söylemi dahi, kullanılan araçlar üzerinden meşru kılınan bir boyut değil mi?
 Geçtiğimiz aylarda, Amazon ormanlarında,  bağlantı kurulmamış , insan kardeşlerimize rastlandı: helikopterlere karşı oklarıyla güvenlik aldıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarihsel süreç sonuçta, kullandığımız araçların ve sonuçların izini doğru sürmekle anlaşılabilir oluyor, bu yüzden &#8220;karasaban bize bir başka toplumu, çelik iğ bir başka toplumu&#8221; vermektedir zaten. İleride olma söylemi dahi, kullanılan araçlar üzerinden meşru kılınan bir boyut değil mi?</p>
<p><img style="margin: 5px 15px;" src="http://www.ilkozgurler.net/images/uncontacted.jpg" alt="" hspace="15" vspace="5" align="left" /> Geçtiğimiz aylarda, Amazon ormanlarında, <a href="http://www.survival-international.org/campaigns/uncontactedtribes" target="_blank"> bağlantı kurulmamış </a>, <a href="http://www.bianet.org/bianet/kategori/medya/107388/bir-de-kendimizi-yerli-halklarin-yerine-koyalim" target="_blank">insan kardeşlerimize</a> rastlandı: helikopterlere karşı oklarıyla güvenlik aldıkları için de, anaakım medyada alay edildiler&#8230;</p>
<p>Ne garip ve insan algısının bu tuhaf zamandışılığı bir yandan da ne kadar ürkütücü: Kendini ilerde görmenin getirdiği bir hâl olmalı;  ilerde olduğundan emin olmanın getirdiği ezici bir üstünlük duygusu ve bir de bu duruma eşlik eden, aşağıladığı kardeşlerimizin&#8221;geride&#8221; olduğunu kendi ileride oluşuyla kanıtlamış olmanın keyfiyetiyle, &#8220;geride kalma&#8221; suçunu işlemiş bir grup bedbaht &#8220;ele geçirilmiş&#8221; gibi davranılıyor.</p>
<p><span id="more-7"></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkozgurler.net/gelecegin-arkeolojisi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Distopya değil: Ütopya!</title>
		<link>http://www.ilkozgurler.net/distopya-degil-utopya/</link>
		<comments>http://www.ilkozgurler.net/distopya-degil-utopya/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 04:45:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>H. Murat Şermet</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Yaklaşımlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilkozgurler.net/?p=4</guid>
		<description><![CDATA[Ütopya ve distopya kavramları üzerine biraz düşününce; neden daha önce bize ütopya diye dayatılan çalışmaların aslında birer distopya olduğu da rahatça anlaşılabilir.
Kelime anlamı &#8220;yokülke&#8221; olsa da; asla, &#8220;hiç bir zaman ve hiç bir koşul altında olmayacak ülke&#8221; biçiminde anlaşılmamalıdır ütopyalar. İnsanı insan yapan niteliklerden olan; hayal etmek ve hayalleri için mücadele etme hakkı ve yeteneği, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ütopya ve distopya kavramları üzerine biraz düşününce; neden daha önce bize ütopya diye dayatılan çalışmaların aslında birer distopya olduğu da rahatça anlaşılabilir.<br />
Kelime anlamı &#8220;yokülke&#8221; olsa da; asla, &#8220;hiç bir zaman ve hiç bir koşul altında olmayacak ülke&#8221; biçiminde anlaşılmamalıdır ütopyalar. İnsanı insan yapan niteliklerden olan; hayal etmek ve hayalleri için mücadele etme hakkı ve yeteneği, günümüzde, yükselen değerler adı altında yükseltilen ölü değerler tarafından elimizden alınmaya çalışıldıkça, umut etme hakkımızı da kendiliğinden yitiriyoruz.<br />
Unutmayın; &#8220;Dünya böyle olduğu için böyle kalmayacaktır&#8230;<br />
&#8220;Sevgi ve cesaretle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilkozgurler.net/distopya-degil-utopya/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
